Paris'te "Upside Down"ı Yaşamak
"The Upside Down" of Paris
26.04.2020

Eğer Netflix’te ‘Stranger Things’i izleyenlerdenseniz neden bahsettiğimi hemen anlayacaksınız. Bu hayali yeri Paris’in Katakomplarından bahseden bir yazıya başlık olarak seçmemin nedeni bu mezarların ürkütücü olması değil- ki fena halde ürkütücüler; 16. Yüzyılın ikinci yarısında yaşamış Fransız yazar Louis-Sebastien Mercier’in bu dehlizler için söylediği sözler;

‘(…) Bu büyük şehrin böylesine bir zıtlıkla şekillendirilmesi öylesine düşündürücü ki! Tüm bu kuleler, çan kuleleri, bu tapınak kemerleri gözlerimizle görebildiklerimizken; yukarıda gördüğümüz her şey ayaklarımızın altında birer boşluk yaratıyor.’

Gerçekten de, Galya-Roma çağlarından beri yapılar için kullanılan malzeme Paris’in yeraltından çıkartılmış. Paris sokaklarını süsleyen tüm o barok güzellikler, yerin altında kendi kütlelerine eş boşluklar bırakmış. Sadece bu düşünce, bu dehlizlerin sonraki yıllarda milyonlarca ex-Parisliyi depolamak için kullanılacağı gerçeğini bilmesek dahi, insanın zihninde Eschervari bir tablo yaratmaya yetiyor.

Katakompların kapısında 'Arrete! C'est ici l'empire de la morte' yani ‘Dur! Burası ölülerin imparatorluğudur’ yazılı tabelayı görünce, itiraf etmem gerekir ki girip girmemek konusunda bayağı bir tereddüt ettim. Tahmin edersiniz ki, bu tereddüt vize konularıyla ilgili değildi, bayağı bayağı korktum!

16. Yüzyıl sonlarında, hemen Fransız İhtilalinden önce, halihazırda Paris’te yaşayanlardan daha fazla vücudu barındıran mezarlıklardan yükselen kötü kokular şehrin her yerini sarmış. Mezarlığa yakın evlerdeki süt günü dolmadan ekşiyor, şarap birkaç saat içinde sirkeye dönüyormuş. İşte o zaman, Paris Emniyet Müdürü Lenoir bir fikirle ortaya çıkmış; mezarlıklardaki tüm cesetleri yerin altındaki dehlizlere transfer etmek. Nasıl; tam bir Fransız pratikliği, değil mi?

Bu fikirde tuhaf bir yan yok, kim olsa bu pratik çözüme hayranlık duyar. Ama neden, neden bunu bir cazibe merkezine dönüştürürsünüz ki?!?

Belki o çok meşhur ‘Body Worlds’ sergisine gitmeyi dahi yüreği kaldırmayan ben, doğru bir ölçek değilim ama Montrouge Belediye Başkanından gelen yeniden açılma talebini reddeden Paris Valisi Rambuteau’ya ne demeli? O da aynı benim gibi düşünmüş işte… Bu arada Montrougue Belediye Başkanı da turizm için elinden geleni ardına koymayacak bir tip olarak gözümde canlanmıyor değil!

Bu arada, ‘yeniden açılma talebi’ dedim, dikkat ettiniz mi? Evet, daha cesetler transfer edilirken dahi dehlizlere akın eden inanılmaz bir ziyaretçi yoğunluğu, hatta bu turlara rehberlik eden kişiler bile varmış. İnanabiliyor musunuz?

Rambuteau, Belediye Başkanının talebini şu sözlerle reddetmiş;

‘Bu kemik yığınlarını hiç yakışık almayan bir simetriye göre düzenleyerek sergilemek saygısızlıktır. Böylesine bir sahneyi halkın merakını cezbedecek şekilde sergilemek ahlaksızca ve medeni insana yakışmayacak nitelikte bir harekettir.’

Her ne kadar tüm kalbimle Rambuteau’ya hak veriyor olsam da birkaç yıl içinde grup ziyaretleri yeniden yasal hale gelmiş; önce senede dört kere, sonraları ayda bir olmak üzere ziyaretçilerin dehlizlere girmesine imkân tanınmış. Şimdilerde ise katakomplar Pazartesileri ve resmî tatiller dışında her gün ziyarete açık.

Dehlizlerin son derece etkileyici olduğunu söylemeliyim; tüm o mühendislik, 6-7 milyon vücudun sizinle olduğu gerçeği… Düşünsenize, tam zombi filmlerindeki gibi bir uyanış sahnesinde dehlizleri ziyaret ediyorsunuz… Öyle bir durumda bulunulabilecek en kötü yer şüphesiz! Yine de tüm bunlardan daha etkileyici olan şey, ‘dark tourism’e, yani ölüm ve acılara dair hatıralar taşıyan yerleri görmek için gerçekleştirilen turizm faaliyetlerine karşı uyanan insani merak duygusu…

Belki de bu tür yerlerin ruhumuzda uyandırdıkları, kendimizi keşfetmemiz için bir anahtardır…

Paris Katakomplarını ziyaret etmenin bende ne gibi duygular uyandırdığını sorarsanız, bana avcı toplayıcı toplumun ölülerini barındıkları yerlerin altına gömme ritüellerini anımsattı bu dehlizler. Ve de Paris’in; gerçek kurucularını, orta sınıfını kendi altına gömdüğünü düşündüm.

Bir yandan da içimdeki ironik, son zamanlarda seyrettiğim ‘Joker’ filminden bir repliği tekrarlıyordu.

‘Umarım ölümüm yaşamımdan daha fazla para eder.’

Bu düşüncelerden hangisi beni daha iyi tanımlıyor emin değilim, üzerinde biraz daha düşünmem lazım.

Ya siz, bu dehlizler size ne düşündürdü?

If you ever watched 'Stranger Things' in Netflix, you would immediately get the reference. The name is not because the place is creepy, and it is, but because of the description of French writer Louis-Sebastien Mercier who lived in the second half of the 16th Century;

'(...) Envisaging this great city as being shaped and by such opposed means is food for thought indeed! These towers, these belfries, these temple arches tell the eye that what we see when we look up is that which is missing from under our feet.'

Building materials have been excavated from the Paris subsoil starting from Gallo- Roman times, all the baroque beauties towering above Paris streets left equally big gaps underground. Even there was not the fact that these quarries were not used to store millions of Parisians later on, this is enough to create an Escher-like image in one's mind.

I have to admit that I hesitated a great deal before going down through a door with a sign saying 'Arrete! C'est ici l'empire de la morte', and the hesitation was not about visa issues as you may have guessed.

In the end of the 16th Century, just before the Revolution, the stink from the cemeteries, already much more crowded than the city, were all over Paris. In houses close to the cemeteries milk went sour, wine became vinegar in a couple of hours. This was when Prefect of Police Lenoir came up with an idea to transfer all the bones to the empty quarries, talk about French practicality!

There is nothing weird about this idea, we all have to admire the solution. But why, oh why turning this place into an attraction?!?

I, who was not able to make it to the famous 'Body Worlds' exhibition, would not be an objective judge for that, but what about Prefect of Paris Rambuteau? He was said to deny a a re-opening request coming from the Mayor of Montrougue, a mayor whom I assume had a head for tourism?

Yes, I said 're-opening' because there were an impressible number of visitors to the quarries even when the bodies were being transferred. And there were tour guides, can you believe it?

Rambuteau rejected Mayor's request with these words;

'It is my opinion that to expose in such a fashion these piles of bones, arranged according to an entirely unseemly symmetry, would amount to a profanation. Offering such a spectacle to the public's curiosity could be construed of as immoral and wholly unworthy of a civilized people.'

Although I totally agree with Monsieur Rambuteau, group visits were authorized again in a few years- firstly four times a year, then on a monthly basis. Today, they are open to public every day except Mondays and public holidays.

I have to say that it is fascinating; the engineering, the fact that there are 6-7 millions bodies down there- making Paris the worst place to be during a possible zombie apocalypse-, but still... What is more fascinating is the human interest in what I would call 'one of the first experiences of dark tourism'.

Maybe the feeling this kind of tourism evokes in our souls is the key to discover ourselves.

Personally, it reminded me of the ancient burial rituals of the hunter- gatherer society, who buried their dead under their houses. Paris burying its real founders, the middle class under itself.

While the cynical in me keeps on hearing one of the Joker quotes;

'I hope my death makes more cents than my life.'

Which defines me better, I have yet to think about it.

What about you?


SİZ NE DERSİNİZ?

Mesajınız Gönderildi