40’ından Sonra Öğrencilik:
Merakları Akademik Disiplinle Geliştirmek
09.05.2020

Geçtiğimiz iki ayda, pandemi nedeniyle online eğitimlerin eğitim sektörünün normaline oturması hepimizin bu sektöre yepyeni gözlerle bakmasına yol açtı.

Bilginin dört duvarla, basmakalıp bir eğitim programıyla sınırlı olmadığını görme fırsatımız oldu. Çocuklarımızın memuriyet saatleri içinde öğrendiğinden çok daha fazlasını, çok daha kendilerine uygun şekilde öğrendiklerini gördük; onlarla birlikte öğrenmenin keyfine vardık. Bir baktık ki; kimi online müzeleri geziyor, kimi yeni bir yabancı dil, bazısı da dijital kodlama alanına eğiliyor.

Biz yetişkinlerin önünde de yepyeni ufuklar açıldı… Tatile gidemiyoruz ama Harvard’dan ders alabiliyoruz mesela; öğrenmek zorunda olduğumuz konularda değil, kendimizi gerçekleştirebileceğimiz alanlarda eğitimler arıyoruz.

Zamanımızı daha önce hiç yapamadığımız kadar verimli kullanıyor, ekmek yoğurmakla çocuğumuzun derslerini kontrol etmek arasında 20 kişilik bir zoom toplantısında önümüzdeki dönemde turizm destinasyonlarının yeni taşıma kapasitelerinin nasıl olması gerektiğini tartışabiliyoruz… Saç kesiyor, her gün eksik kalan ihtiyaçlarımıza onlarca çözüm üretiyor, bu kadar işi belki de gerçekten ölmekten korktuğumuz için yapıyoruz… Hayata tutunuyoruz… Tutunmak ne kelime, pençelerimizi geçiriyoruz…

Sosyal Medyanın yaygın yanlış bilgilendirmesi nedeniyle pek çoğumuzun Pablo Neruda’ya ait sandığı, benim de ancak bir makale için alıntılamak zorunda kaldığımda gerçek sahibinin Brezilyalı Şair Martha Medeiros olduğunu öğrendiğim "Muere Lentamente" (Yavaş Yavaş Ölmek) şiirinin mısraları geliyor her gün aklıma.

Yavaş yavaş ölürler seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.

Yavaş yavaş ölürler alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı görmek istemekten kaçınanlar.

Yavaş yavaş ölürler aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamış olanlar

Her akşamüzeri dinlediğimiz ölüm çetelesi, bizi belki de ilk kez gerçekten kendi varlığımızla yüz yüze getirdi. Bizim için planlanan eğitimleri bitirmiş, toplum tarafından bize biçilen rollere girmiş ve her şeyin durup oturduğu kırklarımıza ulaşmıştık… Hepsi bu kadar mıydı? Bu günler geçecekti ama bu yüzleşme hayatlarımızda keskin virajlara neden olacak mıydı?

Ben mi, bana bakmayın hiç… Ben hep virajlı sahil yollarında geziyorum. 7 yaşımdan beri okuyorum ben; önce dayatılanları bitirdim, sonra yüreğimden istediklerime geçtim. Önce Hukuk ve Uluslararası İlişkiler, sonra Turizm ve şimdi Kültürel Miras derken doktora seviyesine kadar geldim. Son iki aşama da 40’ımdan sonra.

Biraz ‘Peter Pan Sendromu’ da var bende, itiraf edeyim. ‘Tüm çocuklar, Peter hariç, büyüdü.’ Demiş ya Barrie, sonradan Peter Pan olarak uyarlanan 1911 tarihli ‘Peter ve Wendy’ romanında… İşte ben de biraz o Peter gibiyim… Sendrom da Dan Kiley isimli bir doktor tarafından 1983’te isimlendirilmiş. Doktorumuz ‘normal’e uymayan her davranışı etiketleyip kendini rahatlatmak ve -Allah korusun- kapitalist düzenin sekteye uğramasını engellemek isteyen Amerikalılardan tabi… Okuduğun disiplinde çalış; çarkların işleyişine zarar verme; emekliliğini, sağlık sigortanı kazan; fazla da vırvırlama… Nasıl size de tanıdık geldi mi?

Bu günlerdeki gelişmeleri müstehzi bir gülümsemeyle izliyorum aslında… ‘Sen de oku oku bitiremedin!’, ‘Bu yaştan sonra Profesör mü olacaksın?’ sorularına ne kadar da çok muhatap olmuştum hâlbuki… Her gün bir kaç kişi online yüksek lisans programlarıyla, sertifika eğitimleriyle ilgili fikir danışıyor, hepsi de kırk yaşın üzerinde; çünkü yolun bundan sonrasında kendilerine bir şeyler borçlu olduklarını hissediyorlar.

40 yaş hiçbir şey değil, gençlik daha… Sadece bizim için değil, asıl 60 ve üstü için öyle önemli ki yeni bir alanda kendini geliştirmek… Bir kaç şeyi tahmin etme kabiliyetim var. İlki çok güzel; bir hamile gördüm mü bebek kız mı oğlan mı, anında söylerim… Ultrason yanılır, ben yanılmam! İkinci ve çok üzücü olanı da, yaşını almış tanıdıklarımızın fazla zamanının kalmadığı… Bu kehanet, altıncı his filan değil; vazgeçmeyi okuyabiliyorum bakışlarda… O ışık sönüyor, hayata tutunma isteği kalmayınca da, artık hastalık bahane…

Hani o Nazım Hikmet’in ‘Yaşamaya Dair’ şiirindeki gibi:

‘Yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
Yaşamak yanı ağır bastığından.’

İşte o ruh yaşamalı… Şu an derdimiz, gücümüz 65 yaş üzerini lanet virüsten korumak. Peki ya gözlerindeki pırıltı?

Japonya’da 70’li yılların sonundan başlatılan ‘Setagaya Okulu’ geliyor aklıma son günlerde hep, Amerika’daki Fordham Üniversitesinin '60’lıklar Koleji' ya da… Japonya’daki örnekte, her konuda oldukları gibi, son derece sistemli hareket ettiklerini görüyoruz. Enteresan bir misyonu var bu okuldan mezun olanların mesela; diğer yaşlılar için bir model teşkil etmek. Çünkü gençlerin önünde pek çok model var, neden yaşlıların da örnek alacağı büyükleri olmasın?

Kısacası, ilerleyen yaşlarda eğitimi sürdürmek hayata anlamlı bir şekilde bağlanmak için bire bir… Benim için en önemli anlamı, sahip olduğumuz merakları akademik bir disiplinle geliştirme imkanı. Yedisinde de yetmişinde de ödev, görev bizi motive ediyor; aferini seviyor, onaylanmamaktan korkuyoruz. Sadece zevk için yapacağımız araştırma ve incelemeler, günlük hayatın gailesine kurban gidiyor; üst üste açılmış kitaplar, başlanıp bitirilememiş word dosyaları olarak tozlanıp rafa kaldırılıyor. Oysa yetkin bir kurum tarafından değerlendirileceğini bildiğimiz bir çalışmaya daha fazla özeniyor, kaynakları çeşitlendirmeye çalışıyor ve sonuçta daha derin öğreniyoruz.

Eğitiminiz konusu ile ilgili, bu konu her ne olursa olsun, seyahatler yapıyor; hani o ‘bakmak’ ve ‘görmek’ ayrımı var ya, işte o ayrıma bir de ‘anlamak’ seviyesini ekleyip aldığınız hazzı daha da arttırıyorsunuz.

Bu deneyim, liseden sonra toplumun o dönemdeki trendlerine göre bir nevi ‘atandığımız’ üniversite eğitimlerimizden çok farklı olacaktır; bundan emin olabilirsiniz. Pek çoğunuz daha önce hiç üniversite okumamış gibi hissedecek kendini, aslına bakarsanız bir bakıma da öyle… Ne demiş Lewis Carroll’ın meşhur kahramanı Alice: ‘Dünü anlatmanın bir yararı olacağını sanmıyorum, çünkü dün başka biriydim.'

Her şerde bir hayır vardır ya; işte bu üzücü günler de işimiz, çocuğumuzun okulu, aile sorumlulukları bizi dünyanın her neresine bağlasa da, istediğimiz eğitim imkânını ayağımıza getirdi işte… Bu düzenlemelerin pandemiyle sınırlı olacağını düşünmeyin sakın; aynı evden çalışma gibi online eğitim imkanları da artarak gelişecek önümüzdeki günlerde.

Yaş itibariyle, en büyük teknolojik atlıma şahit olmuş nesiliz biz… Internet, çocuklarımız için olduğu gibi, yokluğu bilinmeyen bir olgu değil; kıymetini, fırsat eşitliğine kattıklarını sonuna kadar takdir ediyoruz. En büyük fırsat eşitliği ise eğitime ulaşım imkânları…

Elbette yurtdışındaki lisans ve yüksek lisans eğitimleri ciddi ücretler karşılığı katılabildiğiniz programlar. Ancak sertifika programları arasında çok küçük rakamlara kayıt olabileceğiniz, ciddi bir şekilde katılım sağladığınızda faydasını fark edeceğiniz çok keyifli kurslar var.

 

Aslında hemen size müjdesinin verebileceğim harika bir link var:

https://online-learning.harvard.edu/catalog/free

Yukarıdaki linkten Harvard Üniversitesinin ücretsiz online kurslarına ulaşabilirsiniz. O kadar çeşitli ve keyifli konular var ki, hepsini iyice bir inceleyin derim.

 

https://online-learning.harvard.edu/course/citiesx-past-present-and-future-urban-life?delta=1

Yukarıdaki kursu da özellikle tavsiye ederim. Özellikle de kentlerin karar alma mekanizmalarında etkili bir göreviniz veya gönüllü katılımınız varsa, muhakkak bir göz atın.

 

Tüm bu baba üniversitelerin ücretsiz ya da 50 Dolar civarında ücretlerle sertifikasını alabileceğiniz kurslarına aşağıdaki iki linkten ulaşabilirsiniz:

https://www.edx.org/

https://www.getsmarter.com/

Yukarıdaki iki siteyi de çeşitli eğitimler için denedim, ödeme sistemlerinin güvenli ve eğitim materyalinin son derece kaliteli olduğunu söyleyebilirim. Özellikle Smithsonian Müzesinin eğitimlerini şiddetle tavsiye ederim. Bu arada eğitimlerde yapmanız gereken ödevler ve online testlerle karşılaşacaksınız. Umduğunuz faydayı sağlamak için haftada 5 saat civarında zaman ayırmanız gerekebilir, baştan söylemiş olayım.

Daha önce eğitiminizi sürdürmeyi hiç düşünmediyseniz yukarıdaki linkler size hangi konulardan keyif alabileceğiniz konusunda fikir verecektir. Böyle bir fikriniz oluştuğu takdirde yurtdışında pek çok üniversitenin online yüksek lisans programı var, genellikle senede iki hafta gibi kısa sürelerde fiilen üniversitede olarak programı tamamlayabilirsiniz.

 

Dil probleminiz varsa, Türkiye’de Açık Öğretimin online tezsiz yüksek lisans programlarına başvurabilir, pek çok güzel konuda kendinizi geliştirebilirsiniz. Başvuru şartlarını ve başlıkları görmek isterseniz aşağıdaki linkten kataloğu indirebilirsiniz.

https://tezsizyl.anadolu.edu.tr/tezsizyl-katalog.pdf

Tüm bu güzel eğitim imkânlarından sonra yazıma Carl Jung’dan bir sözle son vereyim:

‘Hayat gerçekte 40’ında başlar. O zamana dek sadece ön araştırma yapmışsınızdır.’

Gerçek hayatınızı uzun uzun ve keyifle yaşamanız dileğiyle, sağlıkla kalın!


SİZ NE DERSİNİZ?

Mesajınız Gönderildi