Eğer Netflix’te ‘Stranger Things’i izleyenlerdenseniz neden bahsettiğimi hemen anlayacaksınız. Bu hayali yeri Paris’in Katakomplarından bahseden bir yazıya başlık olarak seçmemin nedeni bu mezarların ürkütücü olması değil- ki fena halde ürkütücüler; 16. Yüzyılın ikinci yarısında yaşamış Fransız yazar Louis-Sebastien Mercier’in bu dehlizler için söylediği sözler;
‘(…) Bu büyük şehrin böylesine bir zıtlıkla şekillendirilmesi öylesine düşündürücü ki! Tüm bu kuleler, çan kuleleri, bu tapınak kemerleri gözlerimizle görebildiklerimizken; yukarıda gördüğümüz her şey ayaklarımızın altında birer boşluk yaratıyor.’
Gerçekten de, Galya-Roma çağlarından beri yapılar için kullanılan malzeme Paris’in yeraltından çıkartılmış. Paris sokaklarını süsleyen tüm o barok güzellikler, yerin altında kendi kütlelerine eş boşluklar bırakmış. Sadece bu düşünce, bu dehlizlerin sonraki yıllarda milyonlarca ex-Parisliyi depolamak için kullanılacağı gerçeğini bilmesek dahi, insanın zihninde Eschervari bir tablo yaratmaya yetiyor.
Katakompların kapısında 'Arrete! C'est ici l'empire de la morte' yani ‘Dur! Burası ölülerin imparatorluğudur’ yazılı tabelayı görünce, itiraf etmem gerekir ki girip girmemek konusunda bayağı bir tereddüt ettim. Tahmin edersiniz ki, bu tereddüt vize konularıyla ilgili değildi, bayağı bayağı korktum!
16. Yüzyıl sonlarında, hemen Fransız İhtilalinden önce, halihazırda Paris’te yaşayanlardan daha fazla vücudu barındıran mezarlıklardan yükselen kötü kokular şehrin her yerini sarmış. Mezarlığa yakın evlerdeki süt günü dolmadan ekşiyor, şarap birkaç saat içinde sirkeye dönüyormuş. İşte o zaman, Paris Emniyet Müdürü Lenoir bir fikirle ortaya çıkmış; mezarlıklardaki tüm cesetleri yerin altındaki dehlizlere transfer etmek. Nasıl; tam bir Fransız pratikliği, değil mi?
Bu fikirde tuhaf bir yan yok, kim olsa bu pratik çözüme hayranlık duyar. Ama neden, neden bunu bir cazibe merkezine dönüştürürsünüz ki?!?
Belki o çok meşhur ‘Body Worlds’ sergisine gitmeyi dahi yüreği kaldırmayan ben, doğru bir ölçek değilim ama Montrouge Belediye Başkanından gelen yeniden açılma talebini reddeden Paris Valisi Rambuteau’ya ne demeli? O da aynı benim gibi düşünmüş işte… Bu arada Montrougue Belediye Başkanı da turizm için elinden geleni ardına koymayacak bir tip olarak gözümde canlanmıyor değil!
Bu arada, ‘yeniden açılma talebi’ dedim, dikkat ettiniz mi? Evet, daha cesetler transfer edilirken dahi dehlizlere akın eden inanılmaz bir ziyaretçi yoğunluğu, hatta bu turlara rehberlik eden kişiler bile varmış. İnanabiliyor musunuz?
Rambuteau, Belediye Başkanının talebini şu sözlerle reddetmiş;
‘Bu kemik yığınlarını hiç yakışık almayan bir simetriye göre düzenleyerek sergilemek saygısızlıktır. Böylesine bir sahneyi halkın merakını cezbedecek şekilde sergilemek ahlaksızca ve medeni insana yakışmayacak nitelikte bir harekettir.’
Her ne kadar tüm kalbimle Rambuteau’ya hak veriyor olsam da birkaç yıl içinde grup ziyaretleri yeniden yasal hale gelmiş; önce senede dört kere, sonraları ayda bir olmak üzere ziyaretçilerin dehlizlere girmesine imkân tanınmış. Şimdilerde ise katakomplar Pazartesileri ve resmî tatiller dışında her gün ziyarete açık.
Dehlizlerin son derece etkileyici olduğunu söylemeliyim; tüm o mühendislik, 6-7 milyon vücudun sizinle olduğu gerçeği… Düşünsenize, tam zombi filmlerindeki gibi bir uyanış sahnesinde dehlizleri ziyaret ediyorsunuz… Öyle bir durumda bulunulabilecek en kötü yer şüphesiz! Yine de tüm bunlardan daha etkileyici olan şey, ‘dark tourism’e, yani ölüm ve acılara dair hatıralar taşıyan yerleri görmek için gerçekleştirilen turizm faaliyetlerine karşı uyanan insani merak duygusu…
Belki de bu tür yerlerin ruhumuzda uyandırdıkları, kendimizi keşfetmemiz için bir anahtardır…
Paris Katakomplarını ziyaret etmenin bende ne gibi duygular uyandırdığını sorarsanız, bana avcı toplayıcı toplumun ölülerini barındıkları yerlerin altına gömme ritüellerini anımsattı bu dehlizler. Ve de Paris’in; gerçek kurucularını, orta sınıfını kendi altına gömdüğünü düşündüm.
Bir yandan da içimdeki ironik, son zamanlarda seyrettiğim ‘Joker’ filminden bir repliği tekrarlıyordu.
‘Umarım ölümüm yaşamımdan daha fazla para eder.’
Bu düşüncelerden hangisi beni daha iyi tanımlıyor emin değilim, üzerinde biraz daha düşünmem lazım.
Ya siz, bu dehlizler size ne düşündürdü?

